Yumurtlama (ovulasyon) günü belirlenmesi

Yumurtlama (ovulasyon) günü belirlenmesi

Yumurtlama gününün ve doğurgan, yani hamilelik için elverişli günlerin belirlenmesi için aşağıda anlatılan yöntemler gebe kalmakta zorlanan çiftlerde gebelik oluşumunda yardımcı bir yöntem olarak kullanılabileceği gibi gebelikten korunmada da kullanılabilir.

Ancak bu yöntemlerin gebelikten korunmada tek başına çok etkili olmadığı bilinmelidir. Bu yazı sizin kendi bedensel özeliklerinizi, sizde adet döngüsü boyunca olup bitenleri daha yakından tanımanıza yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır.

Yumurtlama Gününün Belirlenmesinde Kadının
Kendi Kendine Kullanabileceği Yöntemler: Salgı İnceleme Yöntemi

Rahimağzından salgılanan mukus (mukus, “kaygan, yapışkan sıvı” anlamına gelir), adet döngüsü boyunca salgılanan hormonların (östrojen ve progesteron hormonları) etkisiyle döngünün farklı günlerinde farklı özellikler gösterir. Bu değişiklikleri anlayabildiğinizde yumurtlama gününüzün olduğu zamanı da doğru bir şekilde belirlemeniz mümkündür.

Günlük kontrollerinizde rahimağzı salgınızın özelliklerini işaret ve orta parmaklarınızı vajinanızın derinliklerine yerleştirerek belirlemelisiniz. Salgının bir kısmını parmaklarınızla toplayıp dışarı alabilirseniz işiniz daha da kolaylaşır.

Rahim ve rahim ağzı polipleri

Rahim ve rahim ağzı polipleri

Endometriyal polip (rahim polipleri), ve servikal polip (rahim ağzı polipleri) rahim iç tabakasında veya rahim ağzında bulunan ve genellikle bu dokulardan kaynak alan ve selim tabiatlı olduğu kabul edilen “et parçası” oluşumları olarak tarif edilebilir.

Endometriyal veya servikal polip, oluşma nedeni tam olarak binmeyen bir hastalık olarak her yaş kadında görülebilmekle beraber genellikle menopoz öncesi dönemde ve menopoz döneminde daha sık ortaya çıkar.

Endometriyal polip sayıca bir adet olabileceği gibi bazı durumlarda daha çok sayıda olabilir.

Ne Gibi Belirtiler Verir?

Endometriyal polip hiçbir belirti vermeyebilir ve rahimin başka bir nedenle ameliyatla alınması sonrasında patoloji uzmanı tarafından incelenmesiyle tanınabilir.

Endometriyal polip büyük olduğunda ve birden fazla olduğunda ise düzensiz kanama (ara kanama veya adet kanamalarının günlerinin uzaması veya kanama miktarının artması tarzında), cinsel ilişki esnasında kanama, özellikle adet kanaması esnasında kramp tarzı ağrı gibi belirtilere neden olabilir.

Bazı durumlarda büyük bir polip rahimağzından vajinaya sarkabilir ve bu durumlarda polip dokusunda gelişen enfeksiyon akıntı nedeni olabilir.

Rahim ağzı polipleri ise çoğu durumda belirti vermezken ilişki sonrası kanama veya ara kanama nedeni olabilir.

Nasıl Tanı Konur?

Endometriyal polip tanısı en sık kanama sorunları nedeniyle doktora başvuran bir kadında rahim iç tabakası örneklemesiyle elde edilen dokunun patoloji uzmanı tarafından incelenmesiyle konur.

Bazı durumlarda çeşitli belirtilerle başvuran bir kadında yapılan jinekolojik muayene esnasında rahimağzından sarkan polipin gözle görülmesiyle polip şüphesi doğar. Bu durumlarda da doktor genellikle rahim iç tabakası örneklemesi önerir ve elde edilen dokunun patoloji uzmanı tarafından incelenmesiyle tanı konabilir.

Rahim ağzı polipleri ise rutin bir jinekolojik muayene esnasında fark edilebilir.

Herhangi bir nedenle yapılan histeroskopi incelemesinde veya rahim içinin steril suyla doldurularak ultrasonografi incelemesi yapılmasından ibaret histerosonografi incelemesinde polip şüphesi doğabilir.

Nasıl Tedavi Edilir?

Polip şüphesi olan her durumda öncelikle tanının doğrulanması ve rahim kanseri veya rahimağzı kanseri öncüsü lezyon olasılığının bertaraf edilmesine yönelik olarak rahim iç tabakası örneklemesi yapılır. Bu işlem genellikle polipin bulunduğu yerden koparak parçalanmasıyla ve böylece lezyonun ortadan kaybolmasıyla sonuçlanır. Tam şifanın sağlandığı böyle bir durumda ek bir tedavi gerekmez. Bazı durumlarda histeroskopi yöntemiyle polip bulunduğu yerden çıkarılarak tedavisi sağlanmış olur.

Servikal İntraepiteliyal Neoplazi

Servikal İntraepiteliyal Neoplazi

(CİN 1,2 ve 3, LGSIL, HGSIL)

Rahim ağzı kanseri öncüsü lezyonlar
CIN= Cervical Intraepithelial Neoplasia
LGSIL=Low grade squamous intraepithelial lesion
HGSIL=High grade squamous intraepithelial lesion
ASCUS: Atypical squamous cells of unknown significance
AGCUS: Atypical glandular cells of unknown significance

Bu konuya daha iyi hakim olabilmek için ayrıca
papsmear
HPV enfeksiyonu (genital siğil (kondilom))
LEEP konizasyon
ve
rahimağzı kanseri
bahsine de bakınız…

Rahimağzı kanseri ve bu dokudan gelişen kanser öncüsü lezyonlar vajina iç yüzeyini döşeyen dokuyla rahimağzının iç yüzeyini döşeyen dokunun kesiştiği transformasyon zonu (değişim bölgesi) adı verilen bölgede başlar.

Rahimağzının iç yüzeyini döşeyen epitel hücreleri salgı yapıcı (glanduler) özellikler taşırlarken, vajinanın iç yüzey hücreleri bu dokuyu çeşitli dış etkenlere karşı (bakteriler, virüsler, cinsel ilişkinin “aşındırıcı” etkileri) korumakla görevli yassı epitel (skuamöz) yapıda hücrelerdir. Buraya değişim bölgesi adı verilmesinin nedeni bu bölgede birbirinden farklı bu iki hücre türünün yakın komşulukta olması ve değişik yapıları nedeniyle sürekli birbirleriyle “geçimsiz” olmalarıdır. Kısaca söylemek gerekirse bu bölgede bir hücre türü diğer hücrenin sınırlarının ilerisine geçerek o bölgede kendi hakimiyetini kurmak istemekte ve bu nedenle burada hücreler adeta bir sınır savaşı halinde bulunmaktadırlar. Bölgede sürekli bir yıkım-yenilenme söz konusudur. Bu esnada sürekli olarak bazı hücreler atılır ve yenisiyle değiştirilir.
Değişim bölgesindeki geçimsizlik bazı durumlarda hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmaya başlamasıyla sonuçlanabilir. Kontrolsüz bir şekilde çoğalmaya başlayan hücreler şekil ve davranış değiştirirler. Bu değişiklikler papsmear incelemesinde ve bölgeden alınan biyopsilerde saptanabilir niteliktedir.

Hücresel değişiklikler kanser öncüsü lezyonlar olarak nitelendirilir. Bu kanser öncüsü lezyonlardan bazıları oldukça hafif hücresel değişiklikler sonucunda oluşurlar ve kansere dönüşme olasılıkları oldukça düşüktür. Bazı lezyonlar ise oldukça ağır hücresel değişiklikler sonucunda oluşurlar ve kansere dönüşme olasılıkları nispeten yüksektir.

Bu yazıda CIN başlığı altında toplanan kanser öncüsü lezyonlar anlatılacaktır. CIN, papsmear raporlamasında kullanılan bir sistemdir ve bazı patoloji uzmanları CIN sınıflaması yerine Bethesda sınıflamasını kullanırlar. Bethesda sınıflamasına göre LGSIL olarak betimlenen lezyon CIN I lezyonuna, HGSIL olarak betimlenen lezyon ise CIN II ve CIN III lezyonuna karşılık gelmektedir.

CIN hafif orta ve şiddetli olarak CIN I, CIN II ve CIN III olmak üzere üçe ayrılmaktadır.

Neden CIN Olur?

CIN çok yüzeyel ve tam olarak doğru olmayan bir tanımlamayla rahimağzı kanseri öncüsü bir hastalıktır. Yani CIN I ile başlayan bir hastalık önce CIN II’ye sonra CIN III’e ve rahimağzı kanserine dönüşmektedir. Gerçekte ise hiçbir şekilde CIN evresinden geçmeden direkt rahimağzı kanseri oluşabilmekte veya CIN’in erken bir evresi direkt kansere dönüşebilmektedir. Burada okuyucunun bilmesi gereken en önemli nokta CIN tanısı konduğunda bu hastalığın seyrinin düzenli olarak takip edilmesi gerektiğidir.

CIN için zemin hazırlayan faktörler temelde rahimağzı kanserine zemin hazırlayanlarla aynıdır. HPV enfeksiyonu geçirmiş olmak, erken yaşta başlayan cinsel yaşam (20 yaşından önce), çok eşlilik veya eşin çok eşli bir yaşam sürmesi, sosyoekonomik durumun kötü olması ve sigara kullanımı bunlar arasında en önemlileridir. Herpes (uçuk) virüsü (HSV) enfeksiyonu da tam olarak kanıtlanmış olmamakla birlikte CIN sıklığını hafifçe artırmaktadır

Ne Sıklıkla Görülür?

CIN görülme sıklığı son yıllarda gelişmiş ülkelerde papsmear incelemesinin artmasına bağlı olarak artmıştır. Rahimağzı kanseri görülme sıklığı ise düşüş göstermektedir. Bunun en muhtemel nedeni rahimağzı kanserinin öncüsü olarak kabul edilen CIN hastalığının saptanması ve etkili bir şekilde saptanması sayesinde kontrolsüz kalarak kansere giden olguların azalmasıdır.

CIN Hastalığının Doğal Seyri

CIN kanser özelikleri taşımayan ancak kansere dönüşme olasılığı olan bir hastalıktır ve bu özeliğiyle tedavi edilmeksizin doğal seyrine bırakıldığında hem gerileyerek ortadan kaybolma hem aynı kalma de ilerleyerek kansere dönüşme olasılığı vardır. Genel olarak söylemek gerekirse CIN’in şiddeti arttıkça gerileyerek ortadan kalkma olasılığı azalır, kansere dönüşme olasılığı ise artar. Hastalığın nasıl davranacağını önceden belirlemek mümkün olmamakla beraber, tedavi edilmeden bırakıldığında CIN I olgularının %80-90’ın kendiliğinden gerilediği, CIN III olgularının ise %40’ının kansere dönüştüğü tahmin edilmektedir.